İlim Dünyamıza Hoşgeldiniz.. ßiร๓illคђiггคђ๓คภiггคђi๓ ..νυѕℓαтıм özℓємiм∂iя..

KaRdEsLiGiN DaIm oLdUgU, sEvGiLeRiN BiRlEsTiĞi, DoStLuKlArIn bItMeDiGi AiLe fOrUmUmUzDa iYi vAkIt gEçIrMeNiZ UmUdUyLa eFeNdIm eDePlE GeLeN HüRmEtLe gIdEr.
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Mey-dânı Bırakıp Meydana Gelmek

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
vuslatım özlemimdir
Yönetici
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 916
Kayıt tarihi : 02/04/09
Yaş : 42
Nerden : SİVAS

MesajKonu: Mey-dânı Bırakıp Meydana Gelmek    Salı Eyl. 14, 2010 10:59 am

Mey-dânı Bırakıp Meydana Gelmek T. Ziya ERGUNEL • 126. Sayı / SEMERKAND - Aylık Tasavvufî Dergi


“Sâlih ol, peymâneni tesbîh-i mercanla değiş
Zevk-i zikrullah ile meydâne gel, mey-dân’ı ko.” (Taşlıcalı Yahya)

[(Elindeki) içki kadehini mercan tesbihle değişip (Allah’ı zikret).
Zikrullahın zevki ile (nefs mücahedesinin şevkle yapıldığı) meydana
gel ki içki şişesini bırakıp salih (kimselerden) olabilesin.]

Yaradılış maksadına uygun davranan, istikamet sahibi insan “iyi insan”dır bize göre. Ayet ve hadislerde “salihler” diye adlandırılan böyle kişiler, İslâmî terbiyenin inşasını amaçladığı ideal insan modelidir. Hem ferdin iki cihan saadeti salihlerden olmayı gerektirir, hem toplumun saadet ve huzuru. Bu sebeple, kendi nefsinden ve yakın çevresinden başlamak, müdahale ettiği hususta önce kendisine çeki düzen vermiş olmak kaydıyla, her müslümanın “ıslah” sorumluluğu vardır. Hiç kimse şahit olduğu bir masiyet karşısında “bana ne” deme hakkına sahip değildir.

Dünya imtihanı icabı müslümanlar da insanı dalalete sevk eden saiklerle karşılaşıyor kaçınılmaz olarak. Bazen unutuyor, şaşırıyor; günah işleyebiliyor. Kendi medeniyet dairemizde tamamen İslâmî ölçülerle yaşadığımız devirlerde de görülüyor bu yanlışlar, halihazırda da... Aslolan bunların yaygınlaşmasını, normalleşmesini önlemek; doğru istikameti işarette ısrar etmek. Bunun usûl ve ölçüsüne de azami dikkat göstermek, mesela bir sürçen atın başı kesilmez hesabı, işlediği münker sebebiyle insanları derhal mahkûm edip itip kakarak dışlamamak gerekiyor.

Biz geçmişte biraz da bu ıslah meselesine verdiğimiz önem, salih insanların sayısını artırma yolundaki gayretimiz sebebiyle “aziz-i vakt” olmuş idik. Ceddimiz sadece ikazla yetinmiyor; muhatabını anlamaya, onun problemini çözecek meşru alternatifler sunmaya çalışıyordu. Bir şeyin yapılmaması gerektiğini söylerken yapılması gerekeni de teklif ediyor, bu teklife imkan tanıyan müesseseler oluşturuyordu. Eskiden hemen her mahallede bulunan dergâhlar, tekke ve zaviyeler bir nevi sağlık ocağı gibi günahlarla kararmış kalplerini tedavi ederek gönüllerini sağalttığı insanları salihler safına katıyordu.

16. asırda yaşayan ve Divan edebiyatının asker şairlerinden olan Taşlıcalı Yahya Beğ’in yazımızın başına aldığımız beyti, eskilerin işte bu ıslah hassasiyetini bütün teferruatıyla yansıtıyor. Yavuz ve Kanunî devirlerinde Mısır’dan Viyana’ya bütün seferlere katılan, seksen yaşına kadar bir savaştan ötekine koşan bu yiğit Osmanlı akıncısını, Şehzade Mustafa’nın katli üzerine yazdığı mersiyesindeki “Medet, medet! Yıkıldı cihânın bir yanı / Ecel celâlileri aldı Mustafa Han’ı” feryadıyla tanır edebiyat çevreleri. Aynı zamanda Gülşenî Şeyhi Üryânî Mehmed Dede’ye bağlı bir derviş olan Taşlıcalı Yahya, içki aleyhtarlığı ile de meşhurdur. Nitekim yukarıdaki beyitte ikazını bu münker üzerinden yapmakta, insanları içkiyi bırakıp salihlerden olmaya çağırmaktadır.

“Piyâle”, işret meclislerinde elden ele dolaştırılan yuvarlak içki kadehi demektir. Şair, içinde kırmızı renkli içki olan yuvarlak kadehi bırak, onun yerine bir mercan tesbih al eline diyor. Mercan tesbihin taneleri de yuvarlak ve kırmızıdır; parmaklar arasında döndürülür. Kadeh ile tesbih tanesi arasındaki bu benzerlik münasebeti, sakındırılan münkere karşılık tavsiye edilen marufa işaret maksadıyla kurulmuştur. Aynı münasebet yine aynı maksatla ikinci mısrada bu defa “meydan” kelimesinin farklı manalarıyla sağlanır. Arapçadan dilimize geçen “meydan”, tasavvufta yiğitliğin yani nefs mücahedesinin tahakkuk ettiği zemini anlatır. İki ayrı kelime olduğu fark ettirilerek yazılan Farsça “mey-dân” ise “mey (içki) şişesi” manasınadır. Farsçada isimlerden sonra getirilen “dân” edatı, gülâbdân (gülsuyu şişesi), buhurdân (tütsü kabı) örneklerinde olduğu gibi, sonrasına geldiği ismin kabını ifade eder. “Mey-dânı bırak, meydana gel” ibaresinde bu sefer de sakındırılan münker ile tavsiye edilen maruf arasındaki söyleyiş benzerliği dikkat çekmektedir.

Taşlıcalı Yahya bu benzerlik münasebetlerini bilhassa kurmuştur. Böylece hem içki iptilasının sebeplerini izah, hem de doğru alternatife işaret etmek ister. İçki içenler ya kederden ya neşeden içtiklerini söyleseler de, temel saik baş edilemeyen bir derdin sıkıntısı olmalıdır. Çünkü neşe arayışının arkasında da üzüntüden kurtulma niyeti vardır. İçki, dimağı uyuşturmak suretiyle geçici bir süre sıkıntılarını unutturur insana. Dolayısıyla verdiği zannedilen teselli de zevk de geçici ve sahtedir. Faydasız bir kaçıştır; asla bir hal çaresi değildir. Hiçbir problemi çözmediği gibi alışkanlık haline geldiğinde yeni problemlere sebep olur. Elbette dünyanın binbir türlü hali vardır. Kimilerinin imtihanı ağır seyreder. Kazalar, belalar, musibetler, hastalıklar, ölümler, yokluklar, yoksulluklar insanlar içindir; imtihanımızın bir parçasıdır. Bazen çokça şikayetlensek de Allah Tealâ kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez. Öyleyse tahammül göstermek, sabretmek, tam bir teslimiyetle takdire boyun eğmek gerekir.

Sabır; ölçüleri muhafazada direnmek, kulluk edebinde ısrar etmektir. İşte sıkıntıların giderilmesinde doğru reçete olarak şairin elinize alın dediği tesbih, öncelikle zikrullahın vasıtasıdır. Allah’ı gönülden zikredenlerdir ki sabrı, tevekkülü, sığınılacak mercii hakkıyla bilip rahatlayabilirler. Zikrullahta samimiyetle devamlılık “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 28) ayeti mucibince başka hiçbir şeyle temin edilemeyecek bir sürur, neşe ve zevk yaşatır kalbe. Kalbin bu hali, nefsle savaşmayı, sabr-ı cemil ile direnmeyi iştiyakla göze aldırıp insanı er meydanına salar.

Dertten dolayı içmek kaçıştır. Er kişi kaçmaz, meydana gelir. “Mey-dân” kaçışın, “meydan” mücahedenin simgesidir. Mey-dânı bırakıp meydana gelmeden salihlerden olunmaz. Meydana gelmeden hiçbir şey olunmaz aslında. Meydana gelmek aynı zamanda “olmak”tır çünkü. Ve madem ki meydana gelme kararlılık ve cesareti zikrullahın zevkinin eseridir; zikrullahı talim ettiren mektepleri arayıp bulmak gerekir.

Mey-dânı koyup meydana gelenlere selâm olsun!

_________________

Bir hayatki Sonu cennettir.Sıkıntıdan ne çıkar?
Bir Hayat ki Sonu Cehennemdir.Rahatından ne çıkar?

Yaşamanın sırlarını bileydin ölümün sırlarını da çözerdin. Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok.

Yarın akılsız
neyi bileceksin?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Mey-dânı Bırakıp Meydana Gelmek
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Aqw'de İleride Olcaklar(Oyunu Bırakıcaklar Baksın)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İlim Dünyamıza Hoşgeldiniz.. ßiร๓illคђiггคђ๓คภiггคђi๓ ..νυѕℓαтıм özℓємiм∂iя.. :: ♥✿•*¨`*•✿♥ ♥✿•*¨`*•✿♥....::::EDEBİYAT::::..♥✿•*¨`*•✿♥ ♥✿•*¨`*•✿♥. :: ๓คкคlєlєг-
Buraya geçin: